
Birçoğumuzun semtte yıllardır tanıdığı, yıllardır tribün kovalayan abileri vardır. Belki bir gece köşe başında Fenerbahçe - Galatasaray derbisi öncesi açılan bir iddaa muhabbetinde bir anda hiç beklenmeyen şekilde tribün konusu açılır, biri tribünün yıllarca içinde olduğunu söyler. Ardından anılar gelir, dinledikçe zamanın su gibi akıp gittiğinin farkına varırsınız. Sonra tribünün nesilden nesile değiştini anlarsınız sabahın ilk ışıklarında.
Tribün geriye dönüp bakıldığında "hayat güzeldi" denilebilen bir yer mi? Veya her nesilde böyle mi kaldı? Yoksa nesiller değiştikçe tribünün kendisi de mi değişti. Artık tribünün hayat üzerindeki rolü ne konuma geldi, bu sorgulanmalı.
Maçtan bir gün önce mezarlıklarda sabahlamak, ertesi güne rakip takım taraftarıyla vuruşmak için bir yerde sözleşmek, deplasman otobüsünde savaş marşları, stad kapılarının tırmanarak aşılması; belki biz yeni nesilin şahit olamadığı, bazılarımıza kestirmesi bile zor gelen şeyler. Bununla beraber her semtten kalkan otobüsler, çubuklu formanın üstüne işporta atkı ve ona sımsıkı sarılma duygusu, her maç öncesi sabahlama heyecanı, endüstrinin futbolun içine tam giremediği o senelerin müthiş futbol tutkusu... Arkaya dönüp bakıldığında tribünün geçmişini iyi ve kötü olarak yorumlamak mümkün.
Peki ya yeni nesil tribüncüler veya günümüzde tribün nasıl anlaşılıyor? Kesinlikle çok farklı. Özellikle Milenyumdan sonra tribünlerdeki değişimi çok net görebiliyoruz. İşin tribün dışında çağ konusu da var. Akıl almaz derece gelişen bilişim çağı, teknoloji çağı her ne derseniz tribünün üstüne de yansıdı malum, herşeye yansıdığı gibi. Bu çağda tribün o salt real duygusundan artık öteye taştı, yani hayatında bir veya iki kez maça giden birisi internet ortamında tribün yorumlayabiliyor, tribünden besteleri oraya buraya yazabiliyor. Bu da tamamıyla real üstü, sanal bir tribüncülük yarattı. Yalan mı? Tabi ki hayır. Birçok konuda olduğu gibi tribünde de bilişimin etkileri görülmekte.. Tribünün o saf ruhu, emek verilen, ömür adanan ruhu bu sanalın işgaliyle revizyona uğradı diyebiliriz.
Son günlerde bir kız arkadaşa beste yapma modası aldı başını gidiyor. Bu bazen gülümsetebiliyor insanları veya tribüncüleri. Ama düşünüp bakıldığında tribüne ne kadar ait? Sevgiliye beste yapmak tribünün özünde olan birşey mi yoksa bilakis özüne aykırı birşey mi? Ya o eskilerde deplasmanlarda, maçlarda toplanan atkı, formaların koleksiyon yapılmasının bu devirdeki hali. 3 liraya üretilen yün atkıya 100 lira para verilip "koleksiyon" adıyla saklanması. Veya ne derseniz deyin. Bu bence tribünün özüne aykırı olan bir diğer unsurlardan sadece biri. Tribün yaşantısı gerçeğin ta kendisidir. Bazen insanlar tribüne ömrünü adarlar. O ömrün senelerinde gidilen deplasmanlarda, maçlarda bir forma alabilmek için dikenli telleri sımsıkı kavrarlar elleriyle. Belki bir futbolcu 90 dakka terini döktüğü formasını tribüne fırlattığında onu yakalayabilirim diye.. O formanın üstüne elden akan kan da tribünün emekle yürüdüğünün göstergesidir. Bir inönü deplasmanında Sefa Abi'nin elleriyle dağıttığı binlerce sarı GFB atkısı, bir emeğin göstergesidir. Bunu satın alabilirsiniz, hatta dolabınızın içine koyup, resmini çekip internette "koleksiyon" diye nitelendirebilirsiniz ama emeği satın alamazsınız..
Tribün nesli tükeniyor mu yoksa yeniden mi şekilleniyor bilinmez. Tribün bir çocuksa ellerimizde büyüyen, asla uslanmayan serseri bir çocuk mu olacak; yoksa biraz aksi biraz âsi olsa da erdemli bir insan mı olacak? Ya da zamâne jenerasyona (hani ne derler ona "Kültürel Emperyalizm" mi veya "Yozlaşma" mı!) mı yetişecek. Ellerimle büyütüyorsam bu tribünü adam gibi yetiştirip, adam gibi büyüteceğim. Yoksa onu da kaybedirim tıpkı kaybedilen yeni nesil, yozlaşan yeni nesil gibi...
Tribüncü olmak şapkayı ıkına ıkına üçgen yapıp saçının yarısını gösterecek şekilde takmak değil, veya arka cebinde çakı taşımak. Tribüncü olmak kollarını yaya yaya yürümek de değil, gerektiği yerde gerekeni yapmayı bilmek bilakis. Veya tribüncü olmak internette, sosyal konulu web alanlarında ona buna klavye delikanlılığı yapmak da değil. Boyun eğdiğiniz o kültürel yozlaşmayı tribünün de içinde olduğu birşey haline getirmeye çalışmayın. Çünkü gerçek tribünün emektarları buna izin vermeyecek. Ya tribünü her anıyla yaşayın, ya da uzak durun. Tribün emek işidir, şekil yapmak için kullanılması doğru değil. Her zaman tribün güruhunun savunulduğu yerde kullanmayı en çok sevdiğim, yine tribünü yaşayan insanlardan duyduğum bir lafla bitireceğim:
"Tribünde kaybedersek geriye dönüşümüz yok..."
Saygılar,
Samed Kahraman
1907 Gençlik Cruel Boys
Bu güzel ve anlamlı yazını sayfamda yayınlamama izin verdiğin için teşekkür ederim Samet Kardeşim inşallah senin güzel yazılarını sayfamda yayınlamaya devam edeceğim.